hamilelik-donemi

Konuk Yazar: Çocuğu TAŞIMAK…Hem Bedenini, Hem Ruhsallığını…

Annenin çocuğuna dair en önemli işlevi nedir? Beslemek, ilgi göstermek, dokunmak, korumak? Kuşkusuz hepsi ancak tüm bunların ötesinde bana kalırsa öncelikli olan işlevi, çocuğu taşımaktır. Çünkü ilişki kurmak ve etkileşime girmek için önce taşıyabilmek  gerekir.

Anne önce zihninde taşır çocuğunu. Çocuğunu dünyaya getirme fikrini, onun nasıl bir çocuk olacağını, nasıl bir kişiliğe bürüneceğine dair fikirleri taşır. Sonra rahminde taşır onu. Her şey yolundaysa 9 ay boyunca… Çocuk doğduktan sonra ise kucağında taşır. Bunlar çocuğun bedenini taşımakla ilişkili şeylerdir. Yazının başında bahsettiğim beslemek, ilgi göstermek, dokunmak, korumak gibi eylemler de ancak bu taşıma işlemleriyle bir anlam kazanır. Taşıyamazsanız bunları yapmanız pek de anlamlı olmayabilir.

Peki çocuk annenin kucağından indiğinde, özerkliğini kazandığında taşıyacak ne kalır? Bundan sonraki süreçte ise anne çocuğun bedenini değil belki ama ruhsallığını taşır; duygularını, kişiliğini, onun dünyaya ve kendisine verdiği tepkileri, dünyayla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi… Burayı belki biraz daha açabiliriz.  Çocuk hayat içerisinde yaşanan olaylara, durumlara çok çeşitli tepkiler verebilir. Kızabilir, üzülebilir, kıskanabilir, merak edebilir, sevinebilir  vb… Anne tüm bu tepkileri aynalayarak, bazen sadece çocuğunu dinleyerek bazen yaşananlarla ilgili sohbet ederek, bunların kendisi için bir anlam ifade ettiğini çocuğa belirtmelidir. Çocuğu ağlayınca veya yoğun bir öfke nöbeti geçirince ne yapacağını bilememekten dolayı oturup ağlayan anneler biliyorum. Bu anneler ne yazık ki çocuğunun duygusunu taşımak konusunda zorlanan kaygılı kişiler olabiliyorlar. Çocuğu incindiğinde, eğer buna sebep olan olay anne için önemsizse hiç bir şey olmamış gibi umursamaz bir tavırda davranabiliyorlar.  Veya çocuğu yanlış bir şey yaptığında, küsen anneler var. Küsmek, zaten başlı başına çocuğun duygusunu görmemek ve çocuğu boşlukta bırakmak anlamına gelebiliyor. Küsmenin zamanı kısa da olsa, uzun da olsa çocuk yok sayılıyor bu sırada. Ve bir dakikalığına bile olsa yok sayılmak dünyanın en korkunç şeyi olsa gerek.

Çocuğun olumlu ya da olumsuz duyguları ebeveyni tarafından görülüp, taşınmazsa, çocuğun ruhsallığı boşluğa düşecektir. Tıpkı kucakta taşınmazsa çocuğun bedeninin yere düşeceği gibi.  Ve boşluğa düşen ruhsallığın tahribatı ise ne yazık ki tüm ömür boyu sürebilir. Bu tahribat sonucunda çocuklar sosyal ilişki problemleri, özgüven sorunları, kişilik problemleri, öğrenme güçlükleri gibi çok ciddi  psikolojik sorunlar yaşayabilirler.

Ebeveyn, çocuktan gelen olumsuz duygular karşısında çocukla teması hiçbir şekilde kesmemelidir. Olan biteni her şekilde çocukla beraber anlamlandırmaya çalışmalıdır. Bu anlamlandırma süreci illa uzun detaylı bir analizi içermeyebilir. Konuşarak da olabilir, birlikte sessiz oturarak da, tartışarak da, yürüyüş yaparak da. Ancak en önemli olan şey ebeveynin çocuk için erişilebilir ve orada olmasıdır. Ve çocuktan gelen olumlu olumsuz tüm tepkilerin ebeveyn tarafından görünebilir ve taşınabilir bir biçimde konumlandırılmasıdır. Çocuk ancak bu yolla kendi anlam dünyasını oluşturup, dünyayla olumlu ilişki kurabilir bir hale gelecektir. Ama önce ebeveyni tarafından, iyisiyle kötüsüyle kabullendiğini bilmesi, hissetmesi gerekir.

Aile ve Çift Terapisti Tuğçe Isıyel‘in diğer yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Tuğçe Isıyel

Çift ve Aile Terapisti

tugceisiyel@mikapsikoloji.com

Bir Yorum Yazin

Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar işaretlenmiştir *

*

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com