duygusal-gelisim-cocuk

Çocukta Duygusal Gelişim: Duygular Okulda Öğretilmeli mi?

Çözümlenmemiş, farkına varılmamış duygularımız bizi kaygıya, tartışmalara ya da daha kötüsüne sürükleyebilir. Bazı eğitimciler, çocuklarımıza alfabeyle birlikte duygusal bir yönlendirme de verilmesi gerektiğine inanıyor.

Duygularınızı tanımlamayı ve yönetmeyi, ortaya çıktıklarında onları nasıl ayırt edeceğinizi ve onlar aracılığıyla yolunuzu nasıl bulacağınızı size kim öğretti? Pek çok yetişkin için cevap: Hiç kimse. Her ne kadar iç dünyamızda yolumuzu bulmak bize okulda öğretilen bir şey değilse de, pek çok araştırmacı öyle olması gerektiğini ileri sürüyor. Duygusal becerilerin çocukların eğitimindeki öneminin en az matematik, okuma, tarih ve bilim kadar yüksek tutulması gerektiğine inanıyorlar.

Duygular neden önemlidir? Araştırmalar duygusal becerileri yüksek çocukların okulda daha başarılı olduklarını, daha iyi ilişkiler kurduklarını ve sağlıksız davranışları daha az sergilediklerini bulguluyor. Amerika’daki okullarda sosyal duygusal öğrenme (SEL-social emotional learning) konusunda gittikçe artan bir çaba oldu fakat bu okullar işbirliği ve iletişim gibi kişilerarası beceriler üzerinde yoğunlaşmaya meyilli.

Çocuklara genellikle duygularını görmezden gelmek ya da gizlemek öğretiliyor. Pek çok batı toplumu duyguları bir düşkünlük ya da oyalanma olarak görüyor, diyor California Üniversitesi Santa Barbara’dan sosyolog ve bir duygusal eğitim taraftarı olan Thomas Scheff. Duygularımız bize dünya hakkında çok değerli bilgiler sunabilir ama bizlere genellikle onları dinlememek öğretiliyor ya da bu şekilde sosyalleşiyoruz. Bir duyguyu diğerinin ardına gizleme alışkanlığı da aynı derecede tehlikeli, diyor Scheff. Scheff, özellikle erkeklerin utanç duygusunu öfkenin, saldırganlığın ve son derece sıkça şiddetin ardına gizlediklerini bulguluyor.

Duyguları öğretmeye nasıl başlamalı? Duyguları öğretme konusundaki en önde gelen okul müfredatlarından biri Yale Duygusal Zeka Merkezinde Marc Brackett, David, Caruso ve Robin Stern tarafından 2005’te geliştirilen RULER. Çok katmanlı program Birleşik Devletlerde ve dışında ilköğretim okulları arasında 1000’den fazla okulda uygulandı. RULER ismi, programın beş hedefinin İngilizce’deki baş harflerinden oluşuyor: kendinde ve başkalarında olan duyguları fark etme , duygularının nedenlerini ve sonuçlarını anlama , duygusal deneyimleri doğru ve çeşitli bir sözcük dağarcığı kullanarak isimlendirme , duyguları olgunlaşmayı destekleyecek biçimde ifade etme  ve düzenleme .

Bir strateji olarak, çocuklara bir duyguyu tanımlamaya çalışırken kaybolmak yerine onun altında yatan temaya odaklanmak öğretiliyor. Bir duygu sizi yakaladığında onun tematik çerçevesini anlamak “onu ehlileştirmek için isim koymaya” yardımcı olur, diye açıklıyor Stern. Her ne kadar öfke farklı insanlar tarafından farklı şekilde deneyimleniyor olsa da, “öfkenin altında yatan tema aynı. Adaletsizlik ya da haksızlık. Hayalkırıklığının ardındaki tema karşılanmamış beklentiler. Hüsranın altında yatan tema ise hedefinize giden yolda engellenmiş olma hissi. Temayı saptamak kişinin görülmesine ve anlaşılmasına yardımcı oluyor” diyor Stern.

RULER’daki dersler tüm sınıflara ve konulara göre örülmüş. Örneğin, eğer söz konusu duygusal söz dağarcığı kelimesi “sevinçli” ise, bir öğretmen tarih dersindeki öğrencilerinden “sevinçli” sözcüğünü Magellan’ın seferlerine bağlamalarını isteyebilir. Öğretme süreci dersliğin de ötesine ulaşıyor; çocuklar aileleriyle ve kendilerine bakan kişilerle en son ne zaman sevinçli hissettikleri üzerine konuşmaya teşvik ediyorlar. Yale Duygusal Zeka Merkezindeki araştırmacılar RULER okullarında daha az zorbalık, daha az kaygı ve depresyon, daha çok öğrenci liderliği ve daha yüksek notlar görüldüğünü vurguluyor.

Şaşırtıcı gerçek: Bilim insanları ve eğitimciler duyguları öğretme ihtiyacı konusunda hemfikirken, ne kadar duygu olduğu ve onların neler olduğu konusunda fikir ayrılığı içindeler. RULER’ın müfredatı meraklı, coşkulu, hüsrana uğramış, kıskanç, rahatlamış ve utanç içinde de dahil olmak üzere yüzlerce “duygu sözcüğü” içeriyor. Diğer bilim insanlarının duygu listeleri iki ila on bir arasında değişiyor. Scheff çocukları altı tanesiyle başlatmayı öneriyor: yas, korku, öfke, gurur, utanç ve bitkinlik.

Yüz yıldan daha öncesinde psikoloji bir bilim olarak çalışılmaya başlandığından bu yana bu bilim dalı daha çok rahatsızlıkları belirleme ve tedavi etmeye odaklandı. Tabu olarak görülen bir duyguyu – utancı – ve onun insan eylemleri üzerindeki yıkıcı etkisini çalışarak yıllar harcayan Scheff, “Bildiğimizi düşünsek de duygular hakkında çok fazla şey bilmiyoruz ve bu hem toplum hem de araştırmacılar için geçerli” diye itiraf ediyor. Virginia Woolf’un da çok güzel bir biçimde ortaya koyduğu gibi “Londra’nın sokaklarının bir haritası var; fakat bizim tutkularımız keşfedilmemiş.”

Ebeveynler çocuklarının duygusal farkındalığını “Bana en iyi anlarından birini anlat” gibi basit bir yüreklendirmeyle teşvik etmeye başlayabilirler. Bu cümle Scheff’in üniversitedeki öğrencileriyle tartışmaları başlatmak için kullandığı bir cümle. “Duygularımız olduğunu bütün gün boyunca biliyoruz, onların farkında olsak da olmasak da,” diye belirtiyor Stern. O halde çocuklarımıza, fırtınada çalkalanmaktansa, an be an duyguların dalgalarında nasıl yol alacaklarını öğretelim.

Kaynak: Ideas TED

 

Bir Yorum Yazin

Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar işaretlenmiştir *

*

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com