cocuk-davranis

Çocuğunuzun Uygunsuz Davranışlarıyla Baş Etmenin Yolları

Yaygın ebeveynlikte ‘yaramazlık’ çocuğun cezaya, kontrol edilmeye ve yönetilmeye ihtiyaç duyduğu savını desteklemek için kullanılır. Davranışa, çocuğun yapmakta olduğu şeye odaklanılır. Saygılı ebeveynlikte ise daha kasıtlı davranırız. Daha derine bakarız. Bütün davranışlar iletişimin bir biçimidir. Asıl konu davranış değil, o davranışı tetikleyenin ne olduğudur?

‘Yaramazlık’ sözcüğünün kendisi bile oldukça ötekileştirici bir ifadedir. Çocuklara karşı ebeveynler zihniyetini besler ki bu da hiç faydalı değildir. Siz hiç yetişkinlerin başka yetişkinler için ‘yaramaz’ kelimesini kullandığını duydunuz mu? Ben pek duymadım. Küçümseyici bir ifade olarak kullanıldığı durumlar dışında.

Çocukların da hata yapabilme hakkı vardır. İdeal olmayan biçimlerde de davranabilmeleri gerekir. Elbette onlara gereken değeri vermeyen bir dünyada çatışmayla başa çıkmayı, ihtiyaçlarını öne sürmeyi ve büyük duygularla baş etmeyi öğreniyorlar.

Çocuklar davranışlarından ibaret değildir.

Pek çok insan örneğin partnerlerinin kişiliğiyle davranışlarını birbirinden ayırt edebilir. Oysa eğer bize ‘yanlış’ gelen davranışları sergileyen bir çocuksa bu ikisini birbirinden ayıramıyoruz çünkü çocukları sistematik bir biçimde insani özelliklerden ayrı görmeye başlıyoruz.

Sıklıkla bilinçaltında ‘çocuk = davranış’ olarak düşünülür bu yüzden de davranışı beğenmemek çocuğu beğenmemek anlamına gelir ve en sonunda çocuğa saygı duyulmamaya başlanır.

Çocuklar size kabul edilemez görünen bir biçimde davranabilirler fakat davranışlarını etkileyen hisler kabul EDİLEBİLİRdir. Çocuğunuzun verdiği tepkiden hoşlanmıyor ve rahatsız oluyor olabilirsiniz ancak hislerini yok saymamak ya da yaşadığı şeyi küçümsememek için çaba göstermelisiniz.

Ebeveynler olarak kendi tepkilerimizden sorumlu olduğumuzdan ve karşılaştığımız zorluğu şefkatle ve empatiyle karşılamanın ya da suçlama/utandırma/tehdit etme/cezalandırmaya başvurmanın bizim seçimimiz olduğundan söz etmeme bile gerek yoktur. Çocuğumuzu şefkat ve empatiyle karşılamak, onun duygularına değer vermek ve onu zorlayan konuda çözüm bulmasına yardımcı olmak anlamına gelir.

‘Yaramazlık’ – sorun değil mi?

Yaramazlık kelimesini aklımızdan çıkaralım ve hepsinin bir davranış olduğunu kabul edelim – olumlu ya da olumsuz. Çocuklar zor buldukları şeye, bizim için ne kadar rahatsız edici olduğuna bakmaksızın, tepki verme hakkına sahiptir.

İnsanlar genellikle çocuklara ‘yaramazlığın’ iyi bir şey olmadığını öğretmek gerektiğini söylerler. Bununla genellikle çocuğun cezalandırılması gerektiği kastedilir. Oysa hiçbir insan (ve çocuklar da insandır!) daha kötü hissettirilmekten fayda görmez.

Söz dinlemenin ironik yanı şudur: Her zaman sevildiğini/sayıldığını/duyulduğunu/değer gördüğünü hisseden bir çocuğun ebeveynlerine güvenme ve söz dinleme olasılığı daha yüksektir. İtaat saygılı ebeveynler için bir hedef değilse de bu önerme mantıklıdır.

Ebeveyn ne kadar talepkar/kontrolcü/zorlayıcı ise çocuğun söz dinleme olasılığı o kadar azalır çünkü ebeveynin sevgisinin ve saygısının koşullu olduğunu hisseder. Sonuç olarak ebeveynler kendi işlerini zorlaştırmış olurlar; gittikçe daha fazla zor kullanmak gerekir ve bu çocuğu daha çok uzaklaştırır. Çocuk daha fazla ‘yaramazlık’ yapmaya başlar ve bu kopukluk sürüp gider.

Davranış bir işaret olmalıdır, bir saldırı değil.

Bir çocuğun davranışı genellikle bir saldırı olarak görülür. Ne cüretle böyle davranabilir!

Oysa tüm bu davranışlar bir işaret olarak görülmelidir – çocuğun hangi ihtiyacı karşılanmıyor?

Davranışın kendisi yerine davranışı tetikleyen şeye odaklanıldığında iletişim kurulmaya başlanır.

  • Karnı mı aç? 
  • Yorgun mu? 
  • Bunalmış mı?
  • Rahatsız mı hissediyor?
  • Sizinle iletişim kurabildiğini hissediyor mu?
  • Ondan çok fazla şey mi bekliyorsunuz?
  • Duyulduğunu hissediyor mu? 
  • Yargılandığını mı hissediyor?
  • Küçümsendiğini mi hissediyor?
  • Kontrol edildiğini mi hissediyor?
  • Kendisine saygı duyulmadığını mı hissediyor?
  • Ona adaletsiz gelen bir şey mi var? 

Ben genellikle yukarıdakilerden biri anlayıp anlamadığımı gösteren bir soru ya da ifadeyle başlarım, sonra bazı durumlarda nasıl yardımcı olabileceğimi sorarım.

Örneğin, “Yorgun mu hissediyorsun? Dinlenmene yardımcı olmamızı ister misin?” “Uzun bir gün oldu, bunalmış olmalısın, sana nasıl yardım edebilirim?” “Sıranın sana gelmesini çok istiyorsun değil mi? Beklemek gerçekten de zor” “Seni dinlemediğini hissediyorsun, bu seni hüsrana uğratıyor” “İşler hiç de istediğin gibi gitmedi, bu seni üzüyor olmalı.”

Bazen davranıştan söz etmiyorum bile, tabi örneğin birine zarar vermek gibi bir şey değilse. Eğer fiziksel bir zararı engellemem gerekiyorsa bunu her zaman mümkün olduğunca sade bir biçimde yapmam gerekiyor – “Kardeşine vurmana izin veremem, bu onun canını acıtıyor” “Bu kadar yüksek sesle bağırıyorsun çünkü hüsrana uğradın” “Kırıcı şeyler söylüyorsun çünkü sen de kırıldığını hissediyorsun”.

Hangi ihtiyaçların karşılanmadığı konusu odaklanmak için çok güçlü bir nokta ve oradan başlamak iyi bir fikir. Her davranışı çocuklarımızın içsel süreçlerinin bir işareti olarak görelim ve onları koşulsuzca destekleyelim.

Kaynak: Racheous

 

Bir Yorum Yazin

Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar işaretlenmiştir *

*

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com