cocuk-aile

Nasıl “Dayanıklı ve Esnek” bir Ebeveyn Olunur?

Çocuklar söylediğiniz şeylerden çok yaptıklarınızdan bir şeyler öğrenirler. Yani, sizin güçlükler karşısında dirençli ve dayanıklı duruşunuz, onları etkiler. Deneyimlerle baş etme konusunda farkındalık kazanmak için bu bilinçli yöntemleri keşfedin!

Eşit derecede donanımlı iki yeni mezunu, ilk iş deneyimlerinde hayal edin. Bir yıl içinde, ikisi de şirkette küçülme sebebiyle işten çıkarılır. Bir tanesi başarısız olduğunu ve zaten hiçbir zaman yeterince iyi olmadığını düşünmeye başlar. Patronu ondan kesin nefret ediyordur. Diğeri ise kararlıdır. “Bu işi gerçekten istiyorum. En iyisi özgeçmişimi düzenleyeyim ve böyle zorlu bir patronla nasıl daha iyi başa çıkabileceğimi öğreneyim” der. Tahmin edin, hangisi bu zorluğu daha çabuk atlatacak? 

Aynı tutumlar ebeveynlerin günlük rutinlerinde, okulda ya da başka yerlerde de devam eder. Eğer bir ebeveyn uyku problemleri çekiyorsa ve uyku zamanını stresle karşılıyorsa, muhtemelen bu konuda daha rahat olan ebeveynlere göre, çocuğunun uyku eğitimi esnasında daha çok zorluk yaşayacaktır. Yaşamda karşılaştığımız şeylere bakış açımız, temelde onları nasıl deneyimlediğimizi değiştirir.

Stresin kendisi, bir şeyin üstesinden gelebileceğimizden daha fazla olduğu algısı olarak tanımlanabilir. Zorluklara üstesinden gelinebilir bir çerçeve içinde yaklaştığımızda, onlarla daha kolay bir şekilde başa çıkabiliriz. Fakat onları “başarısızlık ihtimali” olarak değerlendirdiğimizde, çok daha kolay başarısız oluyoruz. Bu belki de gelmiş geçmiş en sıradan klişe tavsiye olacak ama “dayanıklılık ve esneklik” konusunda yapılan bilimsel araştırmalar bunları söylüyor. 

“Dayanıklılık” nedir?

Dayanıklılık, bizim yaşamımızı nasıl algıladığımızla ilişkilidir. Mesela çocuğumuzu ilk kez sahnede izlemekten korkarız; endişeli ve kaygılı bir ruminasyon (tekrarlı düşünce döngüsü) başlar. Bu düşüncelerin içinde, varsayımların, bakış açılarının ve zihinsel filtrelerin katmanları vardır: “Onu yeterince hazırlamadım, kendini utandıracak. Onu kurtarmak için bir şeyler yapmalıyım.”. Rolümüzün çocukları her şeyden korumak olduğunu düşünürsek, o an o sahne mutsuz ve korkunç bir hal alır. Fakat çocuğumuzu her şeyden koruyamayacağımızı fark edersek ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırsak, işte o zaman sahne değişir: “Ben de en az onun kadar stresliyim! Umarım her şey yolunda gider. Ama gitmezse de ben buradayım!”

Algı kavramının kendisi esnektir. Aslında bu fikir, ordunun askerler için uyguladığı dayanıklılık eğitiminin odak noktasıdır. Katılımcılar zihinsel tuzaklarını yani duygusal refahı baltalayan algı bozukluklarını keşfederler. Bu tuzaklara örnek, yardım istemeyi başarısızlığın kabulü gibi görmek olabilir. Bunlar, her durumun mümkün olan en kötü sonucunu bekleyerek durumu daha da kötüleştirmek veya diğer yandan, can sıkıcı şeyleri görmezden gelmek olabilir. Aşırı derecede aktif bir iç eleştirmen sürekli olarak bize kendimizi yönetmeyi beceremediğimizi söyleyebilir. Tüm bu çarpıtmalar, bizi esneklikten ve dolayısıyla dayanıklılıktan uzaklaştıran, perspektif bozucu filtreleri temsil eder.

Farkındalık egzersizleriyle bu kalıplara ışık tutmayı ve kendimizi sorgulamayı öğreniriz: Hangileri geçerli? Neyin faydası var neyin yok? Bakış açımız esnek mi, reaktif mi, yoksa kuşku dolu mu? Kendimizi küçümsemeden veya kendimizi doğal olmayan bir şekilde pozitif olmaya zorlamadan, merakla gözlemliyoruz ve yeni alışkanlıklar ortaya çıkana kadar çalışıyoruz: Çocuğum şimdi sahnede kendi başına, gerginim ama devam etmesine ve kendi yolunu bulmasına izin vermeliyim.

Yaşamda belirsizlik ve değişim kaçınılmazdır- ebeveynler için iki kat öyle. İçgüdüler bizi sürekli endişelenmeye ve korumaya zorlar, çünkü ailemizi her şeyden daha çok önemsiyoruz. Fakat aradığımız tek rahatlama, belirsizlikle savaşmakta ise, bu hiçbir zaman olmadığı gibi, gereksiz bir strese neden olur – ve fazla stres, yalnızca nasıl hissettiğimizi değil, günden güne yaptığımız seçimleri de baltalar. 

Ebeveynlik endişesinin asla azalmadığı gibi yanlış bir algı ile çalışmak sadece kendimizi daha kötü hissetmemize neden olur. Her şeyi kontrol etmeyi amaçlayamayız ve bunu yapmamalıyız. Daha ziyade, stresli olayların gerçekleştiğini ve tekrar tekrar gerçekleşeceğini kabul etmek için bakış açımızı değiştirebiliriz. Karşılaştığımız her şeyi düzeltmeye ve mutluluğun kusursuz bir resmini elde etmeye çalışmak iyi niyetlerimizi ve kendimize dair beklentilerimizi baltalıyor. Ebeveynliğin veya yaşamın herhangi bir bölümünün, kusursuz ve değişmez olduğu algısı, bizi en yetenekli, esnek ve dayanıklı halimizden uzaklaştırıyor.

Bakış açınızı deneyimin kendisinden ayırmakla başlayabilirsiniz. Sıkıntıya yönelik birçok tutum, “değişmez gerçeklere” dayalı ifadelere benziyor: Bu insanlar böyle… Çocuğum bunu asla yapmaz… Ben asla böyle bir insan değilim… Bu alışılmış düşüncelere dikkat edin ve her birini tekrar kendinize sorun, bu doğru mu gerçekten? Varsayımlarınızı ve öngörülerinizi bir süreliğine bırakın ve nelerin değişebildiğini görün.

Kendinizi bu basit D.U.R. egzersizi ile yakalamaya çalışın:

  • Dur. O an ne yapıyorsanız onu durdurun.
  • Uygula. Birkaç defa “sakin nefes uygulaması” yapın.
  • Rahatla. O an aklınızdan neler geçtiğini gözlemleyin ve kendinizi akışa bırakın. 

Daha uzun bir pratik için aşağıdaki yönergeleri izleyebilirsiniz:

D.U.R. egzersizi:

Her ne yapıyorsanız durun; bir dakikalığına bir şeyleri kenara bırakın. İçinde bulunduğunuz konumda rahatlayın, sanki bu anın içinde rahatlıyormuşsunuz gibi. Birkaç derin nefes alın. Sanki ilk kez nefes alıyormuşsunuz gibi, nefes alma ve nefes verme ile ilgili ince hislere uyum sağlayabiliyor musunuz bir bakın.

Deneyiminizi olduğu gibi gözlemleyin. Zihniniz uzaklaşmaya başlarsa, yavaşça bu ana yönlendirin. Var olan duygularınızı ve onları nasıl ifade ettiğinizi gözlemleyin. Araştırmalar, sadece duygularınızı adlandırmanın bile beyindeki korku-endişe devresinin sesini kısabileceğini gösteriyor. Dikkatinizi vücudunuza çevirin. Duruşunuz nasıl? Nasıl hissettiriyor? Stres tepkileri sakinleşmeye başladığında, şu soruyu sorun: Şu anda dikkat edilmesi gereken en önemli şey nedir? Aklında ne olursa olsun, devam edeceğiniz şey bu.

Elisha ve Stefanie Goldstein’dan D.U.R. egzersizi tavsiyeleri:

Algıyı değiştirmek için altı adım

Amerikan Psikologlar Birliği’nin önerilerinden uyarlanan aşağıdaki tavsiyeler, algıları değiştirmek ve esnekliği arttırmak için bir çerçeve sunmaktadır:

1. Bağlantılar kurun ve yardımları kabul edin. Yakın aile üyeleri ve arkadaşlarla ilişkilere değer verin, onlara ayırdığınız zamana öncelik verin ve gerektiğinde desteklerini talep edin.

2. Zihinsel tuzakları izleyin. Zayıf düşüren alışkanlıklar ortaya çıktığında, durun ve onları “kötü” olarak tekrar etiketleyin ve gönderin. Örneğin, eğer korku ve kaygı dolu hissediyorsanız, bu gerçeği kabul edin, sonra ilk adım olarak yapılması gereken işe odaklanın: Başka bir şey olmazsa, bugün çocuk doktoruna telefon edip bir randevu alıyorum.

3. Kendinize olumlu bir bakış açısı kazandırın. İç eleştirmeninizi yakalayın, bir kenara koyun ve güçlü yanlarınıza odaklanın: Yine de teşekkürler, keşke farklı yapsaydım diyorum. Şimdi yapılacak en iyi şey ne olurdu?

4. Değişim ve belirsizliğin yaşamın bir parçası olduğunu kabul etmeyi hedefleyin. Refahı ve dayanıklılığı baltalayan yanlış algı, kontrolümüzün dışında olanlarla savaşmaktır. Yaşadığınız şey üzücü bir şey bile olsa, bu deneyimi ilk önce “olmaması” gerektiği beklentisinden ayırın.

5. Adım adım hedefler geliştirin ve kararlı önlemler alın. Stresi kesmek ve stresi ortadan kaldırmak yerine proaktif kalın. Görevler ulaşılmaz gibi göründüğünde, “Gitmek istediğim yönde ilerlemeyi sağlayacak küçük bir şey başarabilir miyim?” diye sorun.

6. Kendine iyi bakın. Hoşunuza giden aktivitelere katılın ve rahatlayın. Kendinize özen göstermek, zihninize ve vücudunuza esneklik kazandırmaya yardımcı olur.

Deneyiminize uyum sağlayın

Çocuklar söylediklerinizden daha fazlasını, davranışlarınızı gözlemleyerek öğrenirler, bu nedenle dayanıklılığınız – probleme yaklaşma yöntemleriniz – onlarınkileri etkiler. Zorlukları nasıl karşıladığınıza dikkat edin. Vücudunuzun nasıl hissettiğini, duygularınızı ve düşüncelerinizin nereye gittiğini not edin. Gelecekle ilgili korkularını mı yansıtıyorsun? Üzüntü veya pişmanlık içinde mi kaldın? Özellikle hoş olmayan anlarda sık sık bunları hatırlayarak, durumu daha da zorlaştırırız.

Bir Yorum Yazin

Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar işaretlenmiştir *

*

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com